24 Ağustos 2011 Çarşamba

düşünmek üzerine


kimileri düşünmenin adını aklına gelmek koymuslar :D
düşünmek meraktır aklına gelmektir bi cok zaman düşünmek beyin ile yapıldıgında anlamak tır dinlemek tir.soylenileni yorumlamaya calısmaktır.

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek
Demiş nazım hikmet duygularla olunca iş farklı bi boyut almış hersey düşünmek demişsin hissetmek ümid etmek en diye tabir ettiğin bütün ifadelere karsılık tutmus bi cok kişi.


Annelerin ninnilerinden
okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek
yalanı,
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
anlamak gideni ve gelmekte olanı

düşünerek anlayabiliyo insanlar bişeyleri birbirlerini neler hissettiklerini daha da onemlisi bence neler hissettirebildiklerini ne kadarını hissettirebildiklerinide diyebiliriz.
Sanırım butun mesele bu oluyo bu son zamanlarda herkes in bişeyler konuştugu ama çok azının bişeyler anlayabildiği o an lar. Zihin o buyuk o kadar inanılamıycak bişey ki insan düşündüklerini ğözden ğeçirince anlam vermeye çalısıyo duruma o kadar hızlı baglanıyo ki fikirler birbiriyle inanılmaz bi ag kuruyo.

Ama artık insanların anlamak ve düşünmek ğibi yetilerini coktan unuttukları bi donem.sanki herkes yalnızca bi varolus ayakta durma aman gunu kurtarıyım yok başarılı olıyım derken ;
düşünmek sadece aklına ğelenleri bir arada tutup aklına ğelenleri soylemek olarak kullanır olmuşlar.sen ğelmişsin seni düşünmüş sen ğitmişsin yeni ğeleni düşünür olmuslar eger oyle ise düşünmüş olunuyor mu yani düşünmek bu mu ?

sen yokken de aklına ğetiremiyosa acaba diyip fikirlerini bir arada tutamıyosa o gercekden düşündümü?
Yada seni ondan ayıran ne oldu o  digerinden
Pazarlama taktikleri ğibi biraz elbise ye ilği aman diksiyona ilği dikkatleri toplayın bunu insanı düşündürten bir diğerinden ayıran sebep ?
Yada düşünen bi insan için boyle mi olmalı ? aklına ğelmiş olmakdan ibaret mi olmalı ona bişey katmamalı mı ?


















22 Ağustos 2011 Pazartesi

ihtiyaç Nedir




Rüh ve beden için lazım olan ve yokluğu halinde sıkıntı çekilen şeyler. insan muhtaç bir varlık olup, ihtiyac talep halindedir. Hiçbir şeye muhtaç olmayan ise Allahü tealadır. Her şey O’na muhtac haldedir.
ihtiyaçlar maddi ve manevi olmak üzere iki kısımdır:
Manevi ihtiyaçlar rühun gıdası olup, önce iman sonra ibadet ve ahlak bilgileridir.
Maddi ler ise tercihe gore değişir.


Evet ihtiyac tanım olarak boyle. Hiç bunu düşüncek zamanım olmamıstı.
İhtiyac ım oldugunu hissettiğim ve bunu kabul ettiğim şuandan itibaren düşünüyorum ve soyle dedim kendime;
 evet suan ihtiyacım var birilerinin yanımda olmasına birinin sesini duymaya,yanımda durmasna,beni dinlemesine yada soru sormadan yanlızca takib etmesine J boyle yazınca cümlelerim sevgiliye duyulan ihtiyacmıs gibi bi algıya sebep oluyor belki ama değil bi kişi ,arkadas,eş,dost derler ya bi davete cagırır ken o tipden kişilerden bahsediyorum.
            Ama bakıyorum aslında o ihtiyacını duydugumuz hiçkimse yada hiçbişey yok. Sonra soyle diyorum ihtiyac duydugmuz kişiler asıl olmaları gereken zamanlarda o ihtiyac duyulan o zaman da neden yanımızda yoklar.en cok olmaları gereken o zaman da

Yoksa Herkez amaçları dogrultusunda mı ilerliyor ?istedikleri şeyleri mi yanlızca amaç edinip, bizleri gormezden gelebiliyorlar mı?

Şu hikaye cok ilğimi çekdi

Bir Prusyalı general bir gün Napolyon'a şunu söyledi.
-Biz Prusyalılar
yalnız şerefimiz için dövüşürüz. Oysa siz
yalnızca para için dövüşüyorsunuz değil mi?
Napolyon
gülümseyerek yanıt verdi:
- Ne yaparsınız
herkes kendi ihtiyacı olan için dövüşüyor

Evet herkez kendi ihtiyacı için;

Geziyor,egleniyor Evleniyor,çalısıyor, ,yiyip içiyor ve bi sekilde bu  tip dongulerin içinde hayatlarını devam ettiriyorlar, benım merak ettiğim  soru surda başlıyo :D
Bizler  en temelinden beri hayata bile devam edebilmek için, insan a ihtiyac duyarken ne zaman asıl ihtiyacları olanların (insan) olucaklarını  farkedicekler.
Ne zaman kendi bencilliklerimizden  oteye geçip ,hem  kendi ihtiyaclarını  hemde yakınındaki insanların ihtiyaclarının farkına varabilicez?
Menevi ihtiyaclarını ne zaman duyumsuycaklar ?
Düşünmeye fırsatımız olucak mı ?



İhtiyacın oldugunda  bile yanında olmayan insanlar ne zaman yanında olucaklar?
Yanında olamamasının ne gibi sebebi olabilir ki?

21 Ağustos 2011 Pazar

sabah dizisi


      sabahları...
odama dogan güneşin ğüzelliğinden midir bilmem bi yazma arzusu ile bakıyorum kaleme kagıda
evet o takıntısı olan insanlardanım tam olarak teknolojiye bayılsamda  babanemle olan ilişkilerimden midir bilemem ailevi bi gelenekçiğimi alt edemiyorum bi turlu ...
      yani yazıyosam kalemi kagıdı alıp hevesimi kaçırmadan yazmalıyım son günlerde çok yazı okudugumdan  sanırım herkesin kendisiyle bi kavgası varmış gibi bi hisse kapıldım "kendinizle barışın" seminerleri içinde buldum kendimi gercekden kimse kendini bilmiyor mu? da bu kaygıya düşer oldu diyorum bende ...
    tabiki bilmiyor...nereden bilicek ki yine bi yazı dizisi okurken cok sevdiğim hasmet bey in şöyle bi yazısına denk geldim kısa bi içirik paylaşımı yapıcam

"Fırsatı kaçırma, tut, yakala" derken...

Modern iş ve yaşam düzeni öyle kurulmuş ki, son sürat koşturmacanın dışına çıkmak neredeyse imkânsız!
Mecburen, mecburiyetten koşturuyoruz; keyiften koşturuyoruz ve çoğu zaman haybeden koşturuyoruz.
Öyle "yavaş hayat" denen şeyler, "yavaş şehir" ler falan var ya, çok küçük kesimlerin altından kalkabileceği marjinal tercihlerden öteye gitmiyor.....

     diyor kendisi evet bakıyoruz yaşam düzenine hop koş aman kaçırma fırsatları kampanyaları aman kredi kartları bilmem ne kadar taksit reklamları,tatilinizi erkene alın haberleri derken,iş yerlerinin sürekli kendini ğüncelleyen eğitimleri derken arta kalan zamanlarda yemek yeyip keyifle mutfakta yemekler yapıcagmız saatleri hesaplar olmuşuz

        uzak kaldıgımdan sanırım iki yıl bi üniversite için uzaklastıgımdan sanırım objectif oldugmu düşünüyorum

sanki ortada büyük bi yanlış anlama varda kimse farkında varmıyor ... kimse deger demiyor kendinize cevrenizdekilere deger verin sevin demiyo beklesin ğünü ğelicek serüvenleri içimizde sürüp gidiyo ama :S
şu en yakınımızdakilerle vakit geçiricegmiz bi paylaşım yapıcagmız günlere bi türlü vakit gelmiyor
   hatta oyle ki bi anne babanın evladına ayırdıgı dizi film harıcınde yemekte bügün naptın ğibi küçük paylaşımlarda ömür tükenir oluyor.

    gelin DEGER  KELİMESİNİN ÜSTÜNDEKİ ÇİZGİYİ KALDIRALIM.
KENDİNİZDEN BAŞLAYARAK DEGER VERİN SEVDİKLERİNİZE AİLENİZE ARKADASLARINIZA ÖNCELİKLERİMİZ OLSUN HAYATTA DEGER VERELİM YAŞAMIMIZA
GÖRMEZDEN GELMEYELİM BİZİ ÖZENEREK YARATAN RABBİN VERDİĞİ BU BEDENİ...!


 NESLİHAN HODANCİ






11 Ocak 2010 Pazartesi

Bilgisayarın Aşk Mektubu

Bilgisayarınız Aslıya Aşık olur mu deneyin olmuş bile.. hatta üzerine bir de mektup yazmış

Sevgili Asli
Seni ram'inin alamayacagi kadar cok seviyorum. Zipsiz, zapsiz oldugun
gibi... Seni ilk gordugum anda formatlandim. Bana oyle bir sistem transfer
ettin ki, hic bir komut artik beni senden ayiramaz. Seninle coklu ortamlar
da dahil, her ortamda mutlu olabilecegimi biliyorum.Senin megahertz'in beni
de atesliyor. Bakislarin beni taa derinden scan ediyor. Sana cok
guveniyorum, bu mektubumu baskasina forward etmeyecegini de cok iyi
biliyorum. Ben, seninle evlenecegim Asli. Evleninceye kadar da soz; sana
hicbirsey insert etmeyecegim. Evlenmeden once DR NORTON'dan randevu aldim,
ikimiz de usulen bir virus taramasindan gececegiz. Merak etme hic bilmedigim
software'lerle iliskim olmadi. Senin icin hardware'i tas gibi diyorlar,
ancak biliyorsun ki benim icin software guzelligi hardware guzelliginden
onde gelir. Asli, seninle biz cok dvd'ler seyredecegiz. Sana evlilik
yildonumunde 24 hizli rewritable dvd alacagim. Pembe slotlu kasamiz, icinde
nurtopu gibi hard disklerimiz olacak. Tatillerimizde ikimiz de birer windows
gezgini olacagiz. Daha sonra da ver elini internet. Sana guzel gorunmek icin
oyle cok calisacagim ki, uc hafta sonra karsina yirmibir inch plazma ekran
gibi cikacagim. Ondan sonra istersen beni duvarina bile asabilirsin
Aksamlari dizlerinin uzerinde bir laptop gibi yatacagim. Asla uyku moduna
gecmeyecegim Asli. Biz seninle isiklari kapatip kucaklarimizda klavye
sabahlara kadar chat edecegiz. Ancak ilk yillarda senden biraz tasarruflu
olmani isteyecegim, onun icin screen saver, standbye modu vs. anlarsin ya
acik dikkatli olmani isteyecegim. Salonumuzun bas kosesine babamin eski 10
megabaytlik bilgisayarini koyacagim, malum sark koseleri bana hep cok sicak
gelmistir, yanina da 5,25 lik disketler. O bicim nostalji olacak. Hatta
yilbasi aksamlari tetris falan oynayabiliriz. Kendimizi hep gelistirecegiz,
zaman hangi ram'i gerektiriyorsa uyacagiz.Birbirimizden fikir download'unu
bir gurur meselesi yapmayacagiz. Aramizda ayri gayri olmayacak, herkes
birbirinin sörfüne saygi duyacak.O seni istemeye anasini gonderen herifin
sitesini crack ettim, anasini da hack edecegim. Ben geleneklere sadik kalmak
istiyorum seker Aslicigim. TV kartini kiz tarafi alirmis. Seni, ceyiz
sandigindaki emek emek dodurdugun cd-rom'larla bekliyorum. Ben de sana
amazon.com dan bes tasli bir yüzük siparisi verdim bile. Nikahimizda da real
player calacak... Home page'indekilere de cok selam, her baytini opuyorum,
CPU'm daima seninle...

16 Temmuz 2009 Perşembe

insan ömrü uzuyor

Spekülasyon yapmaktan hiç çekinmiyor. Son derece normal bir şey söylermiş gibi, "Sonsuza kadar yaşamak mümkün, çözeceğim bu işi" diyor. "Herhalde hafiften sıyırmış" diyebilir, ciddiye almayabilirsiniz. Ama dünyadaki önemli biyologlar ve tıp adamlarının hepsi, fikirlerine tamamıyla katılmasa da kesinlikle ciddiye alıyor onu. Tezlerini çürütemiyorlar.

Hikayesi kısaca şöyle: Bilgisayar mühendisiyken insanlığın en büyük sorununun yaşlanmak olduğuna karar veriyor ve bu sorunu çözmek için Cambridge Üniversitesi’nde gerontoloji okuyor. Sonra yaşlanmayı tedavi etmek için deneyler yapan bir vakıf olan SENS’i kuruyor. Şimdi dünyanın önemli merkezlerinde konuşmalar yapıyor, zenginlere derdini anlatarak deneyleri için bağış toplamaya çalışıyor. Eğer yeterli parayı bulur, deneyler istediği hızda ilerlerse önümüzdeki 25 yıl içinde büyük değişimler yaşayacağız. Ona göre şu anda 50 yaşlarında olan kişilerin 1000 yaşını görmesi hiç de uzak bir ihtimal değil. Ha bu arada onun ömrü bu değişimlerin yaşanmasına yetmezse, kendini dondurtmak için bir şirkete para vermiş. Zamanı geldiğinde hayata dönebilsin diye. Acayip diye boşuna demiyorum.

Siz biomedikal gerontologsunuz. Ne iş yapıyorsunuz yani?

-Yaşlanmayı yenmeye çalışıyorum, işim bu.

Yaşlılarla ilgilenen bilimdalı geriatri değil miydi? Sizinkinin farkı ne?

-Üç tip gerontoloji var: Bio-gerontoloji, geriatri ve biomedikal gerontoloji. Geriatri yaşlıların sağlık sorunlarıyla ilgilenir. Bio-gerontoloji yaşlanmanın sebeplerini derinlemesine çözmeye çalışır. Ama onlar sismologlar gibidir, depremlerin insanları öldürdüğünü bilirler ama nasıl engelleyebiliriz diye uğraşmazlar. Benim branşım olan biomedikal gerontoloji ise yaşlanmaya savaş açmıştır. Yaşlanmanın engellenmesi için yeni terapiler bulmaktır işi.

Bütün canlılar yaşlanıyor, hatta elektronik eşyalar, otomobiller bile. Doğal bir sonuç değil mi bu? Siz niye yaşlanmaya, tedavisi aranan bir illetmiş gibi yaklaşıyorsunuz?

-Doğal olmasına doğal bir sonuç ama söylediğin gibi makineler eğer iyi bakılır ve tamir edilirse yaşlanmaz. O yüzden hálá 100 yıllık arabalar çalışır durumda. Nasıl bakım ve onarım, makinelerin ömrünü uzatıyorsa, canlılarınkini de uzatır. Tek ihtiyacımız olan bu bakım ve onarımı insan vücudu üstünde gerçekleştirebilecek teknolojileri icat etmek.

Makalelerinizde, yaşlanmamıza sebep olan 7 adım var, bunları aşarsak olayı çözeriz diyorsunuz. Nedir 7 adım?

-Birincisi hücre kaybı. Zamanla hücreler ölür ve vücut yenilerini üretmemeye başlar. İkincisi mutasyon. DNA dizinimizde bazı değişiklikler olur ve bunun sonucunda hücreler ihtiyacı olan proteini üretemez hale gelir. Üçüncüsü hücrelerimizin enerji deposu olan mitokondrianın mutasyona uğraması. Dördüncüsü, ölmeye direnen hücreler. Yeni hücrelerin yapılması için bazılarının ölmesi gerek ama biz yaşlanınca bazı hücrelerimiz inat eder, yerlerini yeni hücrelere bırakmaz. Beşincisi dokuların sertleşmesi. Altı ve yedincisi de hücrelerin hem içinde hem dışında olan bir maddenin yok olması, böylece hücrelerin bölünme sürecini nasıl yapacağını unutması.

Somon balıklarının cinsel organlarını kesince yaşlanmaları durmuş. Bizi hormonlar da yaşlandırmıyor mu?

-Testesteron hormonunun yaşlanmayı hızlandırdığı bir gerçek ama çok çok az bir etkisi var diyebilirim. Dolayısıyla iğdiş etme yöntemiyle kimse uzun süre genç kalamaz.

MIT ÜNİVERSİTESİ YANILDIĞIMI İSPATLAYANA ÖDÜL VERECEK

Dünyanın en prestijli üniversitelerinden MIT’nin "Aubrey de Grey’in stratejilerinin yanlış olduğunu bulana para ödülü" koyduğu doğru mu?

-Evet. Doğrusu bu benim çok hoşuma gidiyor çünkü ben de en az MIT’deki bilim adamları kadar haklı olup olmadığımı bilmek istiyorum. O yüzden verilecek ödülün yarısını benim vakfım SENS karşılayacak.

50 YAŞINDA BİR İNSAN HASTANEYE YATIP 30 YIL GENÇLEŞECEK

Size göre bu 7 adımı nasıl aşarız?

-Benim stratejim şu: Hücrelerimizle ilgili bizi yaşlandıran bu 7 adımı engellememiz imkansız ama olduktan sonra düzeltebiliriz. Yani önlemek değil, tedavi etmek.

İyi ama nasıl? Bir ilaçla mı, aşıyla mı?

-İlaç denemez. Bu 7 adımın her biri için ayrı ayrı tedavi yöntemleri olarak düşün bunu, hepsi aynı anda yaşlı insana uygulanacak. İçinde ilaçlar da olacak, gen ve kök hücre terapilerine benzeyen kapsamlı yöntemler de...

Mesela sağlıklı ama orta yaşlı bir insan yaşlanmayayım diye hastaneye mi yatacak bu tedaviyi almak için?

-E tabii. İlk etapta ulaşmaya çalıştığımız, sadece hastanelerde uygulanabilen tedavi kokteylleri yapabilmek. Ama araştırmalar devam ettikçe yaşlanmaya başlayan insanların evlerinde alabilecekleri haplar ve enjeksiyonlar da çıkacak.

Kaç yıl daha uzun yaşamak için bütün bunlar?

-Limit yok, eğer bunu başarabilirsek sonsuza kadar yaşamak mümkün.

Kaç yaşında başlayacak insanlar bu yaşlanma karşıtı tedaviye?

-30 erken, 80 çok geç. En uygunu 50 yaş. Robust Human Rejuvenation (RHR) diye bir deyim kullanıyorum. Anlamı; "Sağlam İnsan Gençleştirmesi." Sözünü ettiğim bu tedaviler 60 yaşında bir insana uygulandığında, o kişi 30 yaş gençleşiyor. 30 yıl sonra yeniden bu tedavileri uyguluyor, böyle böyle devam ediyor.

Kaç yaşına kadar?

-Dedim ya isterse sonsuza kadar.

E diyelim ki oldu, peki bin yaşındaki insan neye benzeyecek?

-Genç bir yetişkin gibi görünecek ve öyle hissedecek.

Film gibi bir şeyden söz ediyorsunuz. Bu söylediğiniz tedavi yöntemlerine ne zaman ulaşırız takriben?

-Şu anda hangi noktada olduğumuzu anlatayım önce: Farelerin ömrünü uzatmaya çalışıyoruz. İşe yarayan yöntemler var. Fakat bunu tam olarak senin anlayabileceğin şekilde kelimelere dökemiyorum. Farzet ki 1900 yılındasın, Wright Kardeşler’le ilk uçağı inşa etmelerinden tam 3 yıl önce röportaj yapıyorsun. "Ne durumdasınız" diye soruyorsun. Birkaç gün önce motora ekledikleri bir parçanın ne kadar önemli olduğunu sana anlatmakta güçlük çekeceklerdir. Ben de aynı durumdayım.

Yani daha çok yol var, öyle mi?

-Hayır. Önümüzdeki 10 yıl içinde farelerin ömrünü uzatmayı başaracağız. Bunu başardıktan 15 yıl sonra da sağlam insanın ömrünü 30 yıl daha uzatabilecek noktaya gelebiliriz. Fare deneylerinde başarılı olmamız çok büyük ihtimal, insana geçme hızımızın 15 yıl olması yüzde 50 ihtimal. Yani 25 yıl içinde büyük değişimler yaşamamız hiç de zor değil.

Henüz kansere çare bulunamadı, siz 1000 yıl yaşamaktan söz ediyorsunuz?

-İyi ama kansere çare bulmakla yaşlılığa çare bulmak arasında çok sıkı bir bağ var zaten. Kanserin oluşumu benim yaşlılığın sebebi olarak saydığım 7 adımla doğrudan ilintili. Örneğin şu anda özel olarak kanserin oluşumunu engelleyecek bir tedavi üstüne çalışıyoruz. Kanser hücrelerinin çoğalmasına neden olan bir gen var, onu tamamen silmekten söz ediyorum.

YILDA 100 MİLYON DOLAR

Tüm bu deneyler için ne kadar para lazım size?

-Maksimum hızda ilerlememiz için yılda 100 milyon dolar. Bu tabii fare deneyini halledene kadar.Farelerin ömrünü uzattıktan sonra kimsenin para bağışlamasına gerek kalmayacak çünkü bütün devletler gerekli parayı verecek.

Şu anda dünyadaki zenginlerden bağış bekliyorsunuz ama...

-Evet onlara stratejilerimi anlatıyorum ve destek olmalarını istiyorum. Henüz çok azı söylediklerimi kavradı ve bağış yaptı. Ama sayıları giderek artıyor, emin ol.

SENS adında yaşlanmayla savaşmaya odaklanmış bir vakfınız var. Bütün bu deneyleri o vakıf mı yapıyor?

-Hayır, topladığımız parayı dünyada bu işle ilgilenen prestijli laboratuvarlara veriyoruz, ayrıca SENS’in kendi laboratuvarı ve ekibi de var.

Sizden başka dünyada sadece yaşlanmayla ilgili araştırmalar yapan kaç şirket veya bilim adamı ekibi var?

-Pek yok, ama bu sorun değil çünkü bir çoğu Alzheimer hastalığını çözmeye uğraşırken aslında yaşlılıkla savaşmada işe yarayacak terapiler geliştirmiş oluyor.

2500 DOLARA KÖK HÜCRELERİNİZİ SAKLATMAK MÜMKÜN

Son 10 yıldır yeni doğmuş çocukların göbek bağı kordon bankalarında saklanıyordu. Mantık; kordondaki kök hücrelerin, çocuğun ileride başına gelebilecek önemli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmasıydı. Fakat şimdi teknoloji değişti, artık yetişkinlerin kök hücreleri de basit bir işlemle toplanıyor ve ihtiyaç halinde kullanılmak üzere dondurulabiliyor. Böylelikle hastalık ya da yaşlılık nedeniyle zarar görmüş, yıpranmış organlar kişinin sağlıklı kök hücreleri kullanılarak onarılabiliyor. Kök hücre saklama işi yıllar içinde ucuzladı da. Örneğin Assure Immune adlı şirkete 2 bin 495 dolar veriyorsunuz, kök hücrelerinizi alıyor. Saklama ücreti yıllık 219-349 dolar arasında değişiyor.

MESANENİN AYNISI YAPILDI SIRA DİĞER ORGANLARDA

Hepimiz sonsuza kadar yaşarsak dünya nüfusu ne olacak?

-Bunu tahmin etmek imkansız. Bugün itibariyla zaten büyük bir nüfus problemimiz var. Bunu başka gezegenleri yaşanacak hale getirerek de çözemeyeceğiz bana göre. O yüzden insanların ömrü uzadığında dünyada çok daha az çocuk olacak. Bu biraz zor bir seçim gibi görünebilir şimdilik: Uzun yaşamak mı, çocuksuz bir dünya mı? Ama zamanı geldiğinde eminim insanlık uzun yaşamayı seçecektir.

Sonsuza kadar yaşamak bütün ahlak kodlarını, inanç sistemleri çökertmez mi?

-Elbette hayır. Öyleyse senin mantığına göre, insanların iyilik yapmasındaki tek sebep öldüğünde cennete gitmek. Böyle bir şey olur mu! Öyleyse ateistlerin hiçbir ahlak kodu yok! İnsanlığın ahlaki temeli "iyilik yaparsan iyilik bulursun" mantığı üstüne kurulu değil mi? Ömrün uzamasıyla bunu niye kaybedelim?

Arada bir "Adam o kadar zengin ki, gençleşmek için gitmiş organlarını yeniletmiş" gibi efsaneler duyarız, bunlar efsane değil mi?

-Mantıklı değil. Eğer karaciğer yetmezliğinden musdaripseniz, karaciğer nakliyle sağlığınıza kavuşursunuz. Ama durduk yerde yeni bir karaciğer sizi gençleştirmez. O insan yine yaşlanır.

Peki bugünkü teknolojiyle organlarımın aynısından yaptırıp yaşlandığımda yenileriyle değiştirebilir miyim?

-O noktaya gelmemize çok az kaldı. Mesela araştırmacılar mesanenin aynısından yapmayı başardı. Şimdi diğer organlar üstünde çalışıyorlar.

Sizin de kendinizi dondurmayı düşündüğünüzü duydum. Doğru mu?

-Evet, bu işleme cyropreservation deniyor. Bunu yapan bir şirketle anlaştım.

İnsan öldükten sonra niye donmak ister ki?

-Eğer ömrüm bilimin yaşlanmayı yendiğini görmeye yetmezse öldüğümde dondurulmak isterim, niye istemeyeyim? Böylece bilim ilerlediğinde tekrar hayata dönebilirim. Hayata döndüğümde de ölüm sebebim neyse bilim ona da çare bulmuş olacak. Şimdilik bu dondurma işlemi ölmeden önce çok ileri derecede bunayan kişilere önerilmiyor. Çünkü o insanlar fonksiyonel olarak ölmemiş olsa da uzun süre önce beyinleri ölmüş oluyor. Bu durumu onarmak imkansız.

UZUN YAŞAMANIN 11 KURALI

Kızgın olmak iyidir. Harvard Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre öfkesini biriktirmeyen ve dışa vuran erkeklerin ölümcül kalp krizi geçirme riski yarı yarıya azalıyor.

Soğuk duş alın. 100 yaşını görenlere sırrınız nedir diye sorulduğunda buz gibi suya girmek cevabını verirler. Virginia Üniversitesi bilim adamlarına göre soğuk su, beyaz hücrelerin aktivitesini artırıyor, tümör oluşumlarını engelliyor.

Seks süperdir. Bristol Üniversitesi’ne göre haftada iki kez orgazm olmak ömrü 8 yıl uzatıyor.

Baharatlı hayat demek ağrısız hayat demek. Cincinnati Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre körinin içinde bulunan tumeric adlı madde hem sindirime iyi geliyor, hem de ödem ve ağrıyı önlüyor.

Hidayete erin, olsun bitsin. California Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre kiliseye düzenli gidenlerin, gitmeyen akranlarına oranla yüzde 21 daha uzun yaşadığı tespit edilmiş. Yani dindarlık ömrü uzatıyor.

Makul miktarda stres faydalıdır. Çoğu zarar ama ortalama stres ömrü uzatıyor. Hamileler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre stresli kadınların gamsız kadınlara oranla daha zeki ve yetenekli çocukları oluyor.

Şarkı söyleyin, içiniz açılsın. Düzenli olarak şarkı söylemek tansiyona ve çarpıntıya iyi geliyor. Bir koroda şarkı söyleyen yaşlı insanlar daha az doktora gidiyor, daha az düşüyor ve daha az ilaç kullanıyor.

Sert su saça ve çaydanlığa zarar, size faydalı. Çeşmeden akan suyun sert olduğu bölgelerde kalp hastalıklarına daha az rastlanıyor. Sert suyu faydalı yapan içindeki yüksek magnezyum ve kalsiyum oranı.

Diş ipi hayat kurtarır. Diş etlerinin iltihaplanması bağışıklık sisteminin yoğun çalışmasına sebep oluyor, bu da kalp hastalığının riskini artırıyor. Harvard Üniversitesi 12 yıl boyunca 41 bin erkeği izledi. Bu erkeklerden ağzında 24’ten az diş olanların yarısından fazlası felç geçirmiş.

Geç doğurun. Bir araştırmaya göre 40 yaşından sonra anne olan kadınların genç annelere göre uzun yaşama şansı 4 kat daha fazla.

Düşük kalori ömrü uzatır. Cornell Üniversitesi düşük kaloriyle yaşayan kişilerin ömrünün uzadığını 1930’larda kanıtlamıştı. Düşük kaloriyle yaşayan birinin günlük rutini şöyle: Kahvaltıyı pas geçiyorlar. Öğlen 1000 kalorilik bir öğün yiyorlar. Bu öğünde genelde karides, domates, zeytin, fındık, çilek veya kiraz var. Akşam yemeği de 600 kaloriyi geçmiyor.

FARZEDİN AUBREY BAŞARAMADI VE ÖLMEK KAÇINILMAZ OLDU...
Yüksek yerden düşerek ölmek en kolay ölümlerden biri. Eğer 145 metreden yüksek bir yerden düşerseniz yere 200 km hızla çarparsınız. Bu da çarpmadan sonra çok kısa bir süre içinde ölmeniz anlamına gelir çünkü sadece kalbiniz patlamakla kalmaz, kırılan kaburgalarınız akciğerinizi deler.

Kafanın koparılması da tercihe şayan olabilir çünkü sonuca çok çabuk ulaşılıyor. Giyotin kafayı vücuttan kopardıktan sadece 10 saniye sonra ölmüş oluyorsunuz.

Asılmak, eğer kişi yüksek bir yerden bırakılırsa son derece hızlı bir ölüm. Çünkü boyun anında kırılıyor. Alçak bir yerden bırakılırsa boynun çevresindeki halat damarları ve nefes borusunu yavaş yavaş sıkmaya başlar. Dolayısıyla kurbanlar dakikalarca can çekişiyor.

Boğulmak pek hoş değil. İnsan suyun altında nefes almaya çalıştıkça su nefes borusundan ciğerlere dolar ve göğüs patlayacakmış gibi yanmaya başlar. Bir sonraki adım nefes borusunun otomatik olarak kendini kapamasıdır.

Kan kaybından ölmek de eğer ana arterlerden biri kesildiyse hızlı olabilir. Mesela yırtık ya da kesik kalbe giden ana damar olan aorttaysa saniyeler için ölürsünüz. Yetişkinlerin vücudunda 5 litre kan var. 1 litresini kaybetmek vücudun tahammül edebileceği bir durumdur. Miktar 1.5 litreye çıktığında sık nefes almaya, susuz ve zayıf hissetmeye başlarsınız. 2 litreden sonra başınız döner ve bilincinizi kaybedersiniz.

Kalp krizinde göğüs sıkışır çünkü kalp kasları oksijensiz kalır. Ağrı vücudun üst kısmına ve başa doğru yayılır. Mideniz bulanır, tık nefes olursunuz, soğuk terler dökersiniz. Kriz kalbin ritmini tamamiyle bozup durdurduğunda bilincinizi kaybedersiniz.

Yanarak ölmek en beteri. Yangın sırasında alevler nedeniyle değil karbonmonoksit gazından zehirlendiğiniz için ölürsünüz. Eğer bu gazlar bilincinizi kaybetmenize neden olmaz ve alev alev yanarsanız inanılmaz bir acı içinde hayata veda edersiniz. Kimyasal yanıklar da feci. Mesela sülfürik asit önce damarlarınızı yakar, sonra da organlarınızı eritir.

şarkı sözü

gripin dört

bir şarkıya takılmışsan
üstüne çökmüşse sözleri, yanında hüzün
ruhuna ucundan dokunmuşsa
kararmışsa gün gibi aydınlık yüzün
her telefon çaldığında karşındaki yine bir başkasıysa
ağlamak, beklemekten çok kolay bir parça bile umut kalmadıysa

ah kaybolan el değmemiş ruhundu kir tutmayan
ah kaybolan içindeki çocuktu yeri dolmayan

her gece yattığında aklındaki sevgilin değil bir başkasıysa
ve her şeyi unutup uyumak istiyorsan
sığınmak için seçtiğin yer rüyalarınsa
her aynaya baktığında karşındaki sen değil başkasıysa
ağlamak aldanmak kadar kolay
kendine bile bakacak yüzün kalmadıysa

ah kaybolan el değmemiş ruhundu kir tutmayan
ah kaybolan içindeki çocuktu yeri dolmayan

görmüyor musun? kabuk bağlamıyor kanattığın hiç bir yaran
hiç bir zaman geri dönmüyor kaybettiğin onca insan
saat dört olmuş arıyorsun çaresini hüznün kederin
acıdan başka dermanı yok ki boşvermiş bünyeni

şiir

/... Ey Hayat
Bütün öfkem sana bilesin!
Bu damarı çatlayan ar senin
Günahını benim kanımda arama!... /